Page 22 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

20
aralık
2012
yeryüzünden silinip gitmişlerdir. Örnek
mi istersiniz? Hani Roma’ya kan kusturan
Hannibal’in Kartacalıları, hani Avrupa’yı
kasıp kavuran Atilla’nın Hunları ve hani
Tarık bin Ziyad’ın Endülüs’ü?
O Endülüslüler ki, tam 781 sene hüküm
sürdüler İspanya’da ve sanırım tarihin en
güzel medeniyetlerinden birini kurdular o
güzelim coğrafyada. Kıta Avrupası’nın ba-
tısındaki o topraklarda kurulan, o güzelim
medeniyet öyle bir medeniyetti ki, bugün
tek dişi kalmış canavar misali ve kesinlikle
insanlık dışı olan Avrupa medeniyeti tama-
men o medeniyetin temelleri üzerine otur-
muştur desek, hiç de mübalağa etmemiş
oluruz.
Ve hani bin yıldır bir ata yadigârı olarak
oturduğumuz coğrafyada bıraktıkları eser-
lerin kalıntılarını hayranlıkla seyrettiğimiz
medeniyetlerin sahipleri olan milletler? Bu
kalıntılara bakıp da hiç ders ve ibret alma-
yacak mıyız? Bu kalıntılara bakıp da hiç
düşünmeyecek ve gelecek endişesi duy-
mayacak mıyız? Her gün toprak altından
bir yenisini çıkarma yarışına girdiğimiz bu
kalıntılara bakıp da “Acaba?” demeyecek ve
içimiz hiç cız etmeyecek mi? Yoksa “Bize
bir şey olmaz” ya da
Acı patlıcana kırağı
çalmaz” diyerek avunacak ve birbirimizi sü-
rekli olarak avutacak mıyız? “Biz şerbetliyiz”
diyerek aynaya bakıp varlığımızla övünecek
ve övünmekten bir türlü çalışmaya fırsat bu-
lamayıp üretmeden tüketmeye devam ede-
cek ve ilânihaye vurdumduymaz bir hayatın
yaşayıcısı olmayı sürdürecek miyiz?
Sistemlerin devletler
üzerindeki rolü
Devletlerinin üzerine oturduğu sistemle-
rin yıkılışına engel olamayan milletler, eğer
millet olma özelliklerini aynen muhafaza
ediyorlarsa, yeni bir sistem içinde devletleri-
ni yeniden yapılandırırlar ve devletli bir mil-
let olarak hayatlarını sürdürürler.Fakat çoğu
zaman ya milletler millet olma özelliklerini
kaybettikleri için ya da o milletlerin yöne-
ticileri veya hâkim sınıfları devletin üzerine
oturduğu sistemi insanî olmaktan uzaklaş-
tırdıkları için bu sistemler yıkılırlar ve yıkı-
lan sistemler kendileriyle birlikte üzerlerin-
de oturan devleti de yıkılışa götürürler.
Başka bir deyişle, bir millet, millet olma
özelliğini kaybetmişse veya devletin dışa
yansıması olan sistemler, yöneticiler ve kimi
zümreler tarafından bilerek veya bilmeye-
rek insani olmaktan uzaklaştırılmışlarsa,
güç kullanarak bir süre daha devam ettirilse
bile böyle sistemler er veya geç yıkılmaya
mahkûmdurlar. Ve yıkılan sistemler -çoğu
zaman kendileriyle birlikte- üzerlerinde
şekillenen devletlerin de yıkılışlarını hazır-
larlar.
Buna karşılık eğer milletler millet olma
özelliklerini kaybetmemişlerse, kimi kişi-
ler ve zümreler tarafından insanî olmaktan
uzaklaştırılan sistemler yıkılsalar da millet-
ler yeni bir ruhla devletlerini yeni baştan
şekillendirirler. Yani devletlerini -idrakleri
ölçüsünde- yeni bir insanî sisteme oturturlar
ve devletli bir millet olarak yaşamalarını sür-
dürürler. Daha açık bir ifadeyle söyleyecek
olursak, “bir milletin sevdası olan bir devlet;
bu sevdayı oluşturan özelliklerini ve güzel-
liklerini aynen yansıtan bir sistem içinde
yapılanır, şekillenir ve biçimlenirse, oldukça
uzun ömürlü ve olabildiğince görkemli bir
devlet olarak hayatiyetini sürdürür”. Baş-
ka bir deyişle de sistemler, temsil ettikleri
-
yani mücerretten müşahhasa çıkardıkla-
rı- devletlerin özelliklerini ve güzelliklerini
milletlerin hayatına yansıtabildikleri ölçüde
-
yani ancak o kadar- uzun ömürlü, güçlü ve
görkemli olurlar.
Eğer sistemler milletlerin devletlerine
yakıştırdığı ve mutlaka üzerlerinde olmasını
istediği evrensel özelliklerden ve güzellikler-
den uzaklaşmışlarsa,yani insani olma karak-
terlerini tamamen veya büyük çoğunlukla
kaybetmişlerse; yaşamaları, uzun ömürlü ol-
maları ve hele de güçlü, kuvvetli ve görkemli
bir hayat sürmeleri hiçbir şekilde mümkün
olmayacaktır. Velev ki haklarında marşlar
yazılsa, kendilerini güçlü gören omuzlarla
desteklenen yürüyüşler yapılsa ve oluk oluk
Kapak
haber
ajanda
Bu millet devletine sevdalıdır. Ve devletinin ebed müddet olduğuna inanmıştır. Çünkü gerek halen yaşadığı coğrafyada, gerekse daha önce yaşadığı tarihi coğrafyalarından edindiği
tecrübeyle bilir ki, devletin olmadığı yerde kuzgunlar cesedine üşüşeceklerdir. Bunun içindir ki devletini görünür kılan sistemler yıkıldıkça yeni bir ruh ve yeni bir sistemle devletini
yeniden görünür hale getirmeyi başarmıştır. Bu coğrafyadaki Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet de bu milletin devletini görünür kılabilmek için ortaya çıkardığı sistemlerin adıdır.