Page 19 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

17
aralık
2012
layısıyla emperyalist güçler Türkiye’nin
gelişmesini önlemeye çalışmakta, ayrıca
kontrol edilebilir bir güç haline getirmek
istemektedirler.
PKK, dünya tarihinin tanıdığı kural ta-
nımaz, hukuk tanımaz en cani örgütlerden
biridir. Saygı duyduğu, sınır koyduğu en
küçük bir değer, bir hukuki norm yoktur.
Bin bir türlü tuzak, kumpas ve hile dolu
planlarla Güneydoğu’da bazı vatandaşları
ve güvenlik görevini yerine getiren asker ve
polislerimizi öldürmektedir. Fakat burada
dikkat çeken husus,Türk toplumunun
tarihten getirdiği bir değer olarak asker-
liğe ve polisliğe olan teveccühünün asla
eksilmemesidir. “Davullu zurnalı askere
gönderme” gelenekleri Türkiye’nin her
yerinde, hız kesmeden devam etmektedir.
Bu, dünya çapında bir seciye göstergesidir.
Çok az topluluklarda bunun var olduğu
kanaatindeyiz.
Geçenlerde gazetelerde yer alan bir şehit
haberi şüphesiz hüzünlüydü. Haberde
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı
Beldesi’nde, 19 Kasım’da meydana gelen
mayın patlamasında ağır yaralanan ve te-
davi gördüğü GATA’da şehit olan er Duyal
Ceylan’ın naaşı Mersin’e getirildi ve topra-
ğa verildi” deniyordu. Buraya kadar genel
şehit haberlerimizden farksız bir haber
olarak görünüyordu ama haberin insanı
çarpan kısmı arkadaydı. Er Duyal Ceylan,
aslında Trabzon’da askerlik görevini ifa
ediyordu. Verdiği bir karar sonrası dilekçe
vererek Güneydoğu’da PKK ile mücadele
etmek istemiş ve gönüllü olarak buraya
gelmişti. Bu fevkalade etkileyici, çarpıcı ve
müspet manada olağanüstü bir durumdu.
Şu günlerde,Türkiye’de yaşanan şehit
törenlerini seyretmek gerçekten zor. On-
dan daha zoru, şehit ana ve babası olmak...
Şüphesiz onlar, bundan böyle yavrularının
hasretiyle yaşamaya devam edecekler.
Türkiye’de geride kalanların şehitlere ve
şehit ana babalarına hem minnet, hem de
şükran borçları var. Bu arada teşekkür edi-
lecek bir kişi de bizzat Genelkurmay Baş-
kanı Necdet Özel Paşa’dır. Paşa, mesaisinin
önemli bir kısmını mücadele eden asker-
lerle geçirmekte ve adeta cephede yaşa-
maktadır. Bu haliyle de herkese “vazifesini
hakkıyla yapan adam” dedirttirmektedir.
İstiklâl ve istikbalin temeli
şehitler
Şehitlik,Türkler’in tarihinde emsalsiz
bir mefhum olarak geniş bir yer tutmak-
tadır. Şehitlik olayı, şehitliğe götüren yol
müthiş bir arkadaşlık ve dayanışma gerek-
tirmektedir. Herhalde şehit arkadaşlığı,
tarifi mümkün olmayan derin bir duygu.
Bunu en çok şehit arkadaşları, onlarla
yan yana, kol kola yaşayanlar bilmektedir.
Dinimizde de şehitliğin yüce bir makam
ve mertebe olduğu derin ifadelerle anlatıl-
maktadır. Kur’an-ı Kerim’de bir ayette “Al-
lah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin.
Aslında onlar diridirler. Ancak siz bunu
bilemezsiniz” denilmektedir. Bir başka
ayette “Öyleyse dünya hayatına karşılık
ahireti satın alanlar Allah yolunda savaş-
sınlar. Kim Allah yolunda savaşırsa, -ister
ölsün, ister galip gelsin- biz ona büyük bir
ödül vereceğiz” diye ifade edilmektedir.
Hz. Peygamber ise şehitlerle ilgili çok
kıymetli hadisler sarf etmiştir. “Şehit-
ler cennette gördüğü ikramdan dolayı
dünyaya dönmeyi ve on kez öldürülmeyi
temenni ederler” ve yine bir başka hadiste
Allahu Teala şehitlere ‘Bir arzun var mı?’
diye sorar. Şehitler hiçbir arzularının ol-
madığını, sadece yeryüzüne dönerek Allah
yolunda tekrar şehit olmayı temenni ettik-
lerini söylerler” diye buyurur.
Burada üzerinde durulacak bir nokta da
İslamiyet’e göre şehit olmanın bir “görev
olmadığı”dır. İslam’a göre, insana verilen
görev her hâlukârda “yaşamak”tır. Şehitlik
gayesi, insan hayatının devamıdır. Burada
arzuyla, bilerek şehit olunmaz. Hayatta
kalmak, Allah için mücadele etmek esastır.
Yani şehitlik istenilerek, arzu edinilerek
kazanılan bir mertebe değil, İlahî irade ta-
rafından verilerek kazanılan bir mertebedir.
Bu kavramın günümüz Türk nesillerinde
bir duygu, bir seciye olarak yaşadığı mu-
hakkaktır. Ancak uygulanan eğitim siste-
minin bir sonucu olarak küllenme tehlikesi
de mevcuttur. Şehitlik mefhumunun ön
tarafındaki mücadele ruhunun yaşanması
ve yaşatılması için, konunun canlandırıl-
ması ve ateşlendirilmesi gerekmektedir. Bu
da genel milli eğitim programları, askeri
okullardaki eğitim programları ve ayrıca
Türk medyasında ortaya konulacak prog-
ramlar sayesinde olabilecektir. Gerçekleş-
memesi için hiçbir sebep yoktur. Bunun
yapılması durumunda zor günler bekleyen
geleceğin dünyasında aşılamayacak dağ,
geçilemeyecek geçit kalmayacaktır.
Yazımızı Çanakkale şehitlerine yönelik
şair Nail Memik’in yazdığı şu dörtlükle
bitirelim: “Bir kahraman takım, bir de
Yahya Çavuş’tular./ O gün, sabahtan akşa-
ma kadar vuruştular./ Düşman alay sanırdı
bu kahraman erleri,/ Allah’ı arzuladılar,
akşama kavuştular.”