Page 17 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

15
aralık
2012
Prof. Dr. Refik Turan
Ord. Prof. Dr. Fuat
Köprülü’nün ifadesi ile
Eski dönemin ‘Alpleri’ ‘Ga-
zilere’ dönüştüler”. Türk
tarihindeki başarı sahne-
lerinde, zafer meydanla-
rında, saldırı karşısında-
ki vatan savunmalarında
şehitlerin ve gazilerin
ayrı bir yeri oldu. Zaten
bütün başarılarda, deko-
run olmazsa olmaz par-
çaları, şehit ve gazilerdi.
Anadolu’nun Türk vatanı
olmasında 1071 Malazgirt
ve 1176 Miryokefalon za-
ferlerinin tartışılmaz bir
yeri vardır. Bu zaferlerin
kazanılmasında hiç şüphe
yok ki her biri kahraman
olan gazilerin -önemi
kitaplar dolusu övgü ile
anlatılacak- yerleri var-
dır. Ancak gazilerin yanı
sıra, adı tarih sahifeleri-
ne geçmemiş pek çok şehi-
din yeri ise çok farklı bir
boyuttur.
***
Bu kavramın günümüz
Türk nesillerinde bir duy-
gu, bir seciye olarak yaşa-
dığı muhakkaktır. Ancak
uygulanan eğitim siste-
minin bir sonucu olarak
küllenme tehlikesi de
mevcuttur. Şehitlik mef-
humunun ön tarafındaki
mücadele ruhunun yaşan-
ması ve yaşatılması için,
konunun canlandırılma-
sı ve ateşlendirilmesi ge-
rekmektedir. Bu da genel
milli eğitim programları,
askeri okullardaki eğitim
programları ve ayrıca
Türk medyasında ortaya
konulacak programlar
sayesinde olabilecektir.
Gerçekleşmemesi için hiç-
bir sebep yoktur. Bunun
yapılması durumunda zor
günler bekleyen gelece-
ğin dünyasında aşılama-
yacak dağ, geçilemeyecek
geçit kalmayacaktır.
>> Grijgal Palangası
denilen küçük kalenin mü-
tevazı halkı için, bu sözler,
yüreklerinin tercümanı ve
onların topyekûn kararı oldu.
Nitekim Deli Hüsrev ve Deli
Mehmet kumandasında iki
kola ayrılan gaziler öyle bir
huruç ettiler ki, gök kubbe
çöküyor sanıldı. Azimle
savrulan kılıçlar havada dö-
nüyor, düşman safları koyun
sürüsüne kurt dalmış misali
dalga dalga karışıyordu.
Derken, ovanın ötesinden
bir toz bulutu yükselince
baskıncılarda büsbütün şa-
fak attı. Kalabalık bir Türk
kuvvetinin yaklaşmakta ol-
duğu vehmine düşüp atlarını
mahmuzladılar ve doludizgin
kaçtılar. Oysa civar kaleler-
den beş on kahraman Grijgal
gazilerine yardıma geliyordu.
Düşman 64 ölü bırakmış,
Grijgal gazileri 19 şehit
vermişti. Ancak sonuç, bu
küçük halkın kazandığı şanlı
bir zaferdi. Bu şanlı zaferin
final sahnesinde yaşanılan
fevkalade bir olay vardı ki,
en az kazanılan zafer kadar
olağanüstüydü. Yaşanılan bu
efsanevî olayı, Kuru Kadı
daha sonraki yıllarda her de-
fasında ürpererek anlatmıştı.
Hücum sırasında önü-
ne geleni haklayan Deli
Mehmet, sonunda şehadet
mertebesine erişmiş, toprağa
uzanıp kalmıştı. Bu sırada bir
düşman atlısı bu koca şehide
yaklaşarak garip bir iş yap-
mış, şehidin kafasını kesip
saçlarından tutarak kaldır-
mıştı. Belli ki onu Zigetvar’a
götürecek, kahramanlığının
delili diye gösterip caka sa-
tacaktı. Öbür kolun kuman-
danı Deli Hüsrev ise olanı
biteni görmüştü. Gür sesiyle
yerde başsız uzanan şehit
arkadaşına seslendi: “Ne
yatarsın Mehmet! Başını alıp
gidiyor, başını kaptırma!”Ve
o anda inanılmayacak, sırrına
asla vakıf olunamayacak bir
olay meydana geldi. Şehit
Deli Mehmet, başsız gövdesi
ile yerinden doğruldu, hırsız
düşman askerine doğru ko-
şup yetişti. Arkasından ham-
le yaptı, atından çekip bede-
nini cansız bir şekilde yere
çaldı. Daha sonra da başını
kucağına alıp yeniden uzun
uykusuna daldı. Grijgal’in
Deli Mehmet” namlı koca
şehidi canını vermiş fakat
başını vermemişti.
Bu olağanüstü sahneye
ek, şu olay da dikkate şayan
olarak anlatılmaktadır:
Şehit Deli Mehmet, me-
zarına defnedilir. Herkes çe-
kilir, ancak Kadı Efendi hâlâ
oradadır. Kadı birden kabrin
nur külçesi halinde açıldığını
ve meleklerin Deli Mehmet’i
kucaklayıp öptüğünü görür.
Bu efsanevî hikâye, ünlü
Osmanlı tarihçisi Peçevi
İbrahim Efendi’nin eserinde
Grijgal Kadısı’nın anlattık-
larından aktarılmaktadır.
Hikâyeyi daha sonra ünlü
edebiyatçı Ömer Seyfettin
bedii bir dille kaleme alıp
yeni dönemTürk nesilleri-
ne kazandırmıştır. “Başını
Vermeyen Şehit” hikâyesi,
bu efsaneden alınma bir
hikâyedir.
Tarihte efsanelerin ge-
niş yeri vardır. Efsanelere
bütünüyle yaşanmış, doğru
olaylar olarak da, gerçek dışı
olaylar olarak da yaklaşılmaz.
Efsaneler kendi bütünlüğü
ve orijinalliği içinde ele alınır.
Bu hikâyeden alınacak temel
hisse ise,Türk tarihi ve kül-
türü içinde, şehitlik mefhu-
munun tarifi zor bir mertebe
olduğu ve ayrıca gerçekten
imrenilecek bir zirve olduğu
mesajıdır. Eski çağlardan iti-
baren dünyaya savaşçı karak-
teriyle kendisini tanıtan Türk
milleti, İslam’ı kabul ettikten
sonra dünyaya nizam verme-
yi hedefleyen ideal, sistemci
bir karaktere bürünmüştür.
Karahanlı, Gazneli, Selçuklu
ve Osmanlı Devletleri gibi
tekamül etmiş idari meka-
YIL
1554...
Yer,
Macaristan’daki ünlü
Zigetvar’ınyakının-
daküçükbir kale
olanGrijgal Kalesi...
Kalede sadece 114kişi bulunuyordu. ZiraGrijgal
Kalesi’ninaskerleri, fetih içinbölgedebulunan
Osmanlı Ordusu’nakatılmıştı. Budurumdaki
Grijgal’i savunmasızbulupgözünekestirenZi-
getvarKumandanı Kraçin, 1000kişilikbir saldırı
kuvvetiylebuküçükkaleyi (palanga) sarmıştı.
Kale savunmayaelverişli değildi, ayrıcakuvvet-
ler arasındabüyükbir dengesizlikvardı. Budu-
rumda savaşmakpekakıl kârı görünmüyordu.
Ancak 114kişidenhiçbirisi teslimolmakgibi bir
düşünceyi akıllarındangeçirmiyordu. Küçük
kalenin idarecisi durumundaolan “Kuru” lakaplı
Kadı, içerdekilerekısaveözlüşumesajı verdi:
Cumanamazını kılar, gözyaşlarımızı döker,
birbirimizlehelalleşir, düşmanınüzerinegideriz.
Kalanlarımız gazi, ölenlerimizde şehit olur.”
Tarihe izbırakmış bir şehit efsanesi