Page 107 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

105
aralık
2012
Cansu Demirci
>> Yazar, çeşitli dergilerde yayımlanmış
hikâyelerini 2003’te bir araya getirmiş.
Şimdiye kadar Cihan Aktaş okumamış, be-
nim gibi kişiler için oldukça rahatlatıcı ve
okunası hikâyeler… Beklediğimden daha
duygusal, iç hesaplaşmalarla ve duygu
çözümlemeleriyle örülü.
Kitap on farklı hikâyeden oluşuyor.
Biberon’ adlı ilk hikâyede hemen ken-
dimden, kendi hayatımdaki insanlardan
bir şeyler buluverdim. Daha ilk sayfalarda
gözümün önüne kahramanının kendim
olduğu görüntüler belirdi. Birçok insanın
da içinde kendini yaşatabileceği bir öykü…
Öyküde anlatıcı bir anne, kızı olan bir
anne. Şöyle söylüyor o anne Cihan Aktaş
kalemiyle: “Şimdinin kızları bir türlü
büyümüyorlar, kocaman bebekler gibi
hareket ediyorlar. Çünkü, annelik sana-
tı ve çünkü medya… Evet medya, sade-
ce bir görünüş, boş kafalı bir görünüş
olmaya yönlendiriyor kızlarımızı ve bu
boşluk aslında ve daima kendi içimiz-
deki boşluğa tekabül ediyor.”
İkinci öykü, kitaba ismini de vermiş olan
Halama Benzediğim İçin”... Burada da yer
yer kendimi buluyorum. Yıllarca halasına
benzetilmiş biri olarak yer yer kahramanın
duygularını içselleştirdim. Sanırım bu,
her hikâyede sizin de başınıza gelecek.
Okuduğumuz çoğu kitapta bununla kar-
şılaşırız ama sanki Cihan Aktaş’ta bunu
bir nebze olsun daha fazla hissedeceğiz.
Küçüklüğünden beri halasına benzetilen
ve çoğu zaman bu benzetmeler yüzünden
korkan birini anlatıyor. Tamamen günlük
hayattan, kalbimizdeki küçük hassasiyet-
lerden beslenen çeşitli kurgular. “… Benim
gibi. Ya da ben onun gibiyim. Kendimi
bildim bileli halama benzetilmeye
alışkınım ve bu benzetilmeye karşı bir
tepki göstermeye de…”
Öyküler ilerliyor ve bu kez yolumuza
Duvar Resmi” çıkıyor. Zaman zaman
herkesin içinde biriken sıkıntılar, verdiği
tepkiler yansıtılmış bu öyküde. İç sıkıntı-
sıyla birlikte kendini ve etrafı sorgulama
başlıyor. Fark etmeler, fark etmek isteme-
meler ve sonunda bir patlama belki de...
Papatyalar, evet papatyalar. Papatya
Biçer isimli bir bomba çiçekleri kökün-
den koparıyormuş. Her şeyden haberi-
miz oluyor ve hiçbir şeyden. Her şeye
katılıyoruz sözde ve hiç hesaba katıl-
mıyoruz. Umut duyuracak pek az şey
var, hayal kurdurabilecek şey de pek
kalmadı sanki. Günler de bereketsiz; bir
hafta önceki bugün, dün gibi.”
Yazarın dili oldukça sade ve birçok
insanı cezbedercesine akıcı. Hikâyelerin
belli bir sonu yok. Hayat gibi… Hayatın
akışından bir kesit gibi… Akıp giderken
bir kısmına şahit oluyoruz ama devamını
veya sonunu bize göstermiyor.
İşte size bir Cihan Aktaş kitabı… Öykü-
den beklediğimiz birçok şeyin sunulduğu
on kesit, on kurgu… Bakalım siz hangisin-
de kendi hayatınızı göreceksiniz halanıza
benzemiyorsanız bile...
Yazarın dili oldukça sade ve birçok insanı cezbedercesine
akıcı. Hikâyelerin belli bir sonu yok. Hayat gibi… Hayatın akı-
şından bir kesit gibi… Akıp giderken bir kısmına şahit oluyo-
ruz ama devamını veya sonunu bize göstermiyor.
HalamaBenzediğimİçin
A
L
ÇiçeğinMoru’dan
sonra bir öykü kitabı
daha… Şimdiye kadar
bu sayfalarda hiç yer
veremediğimbir isimden, Cihan Aktaş
kaleminden… İşte, okuduğum ilk Cihan
Aktaş kitabı, “Halama Benzediğim
İçin”…
Aşkın Elçisi
AHMETTURGUT 
İRFANİ
bir anlatımla yine tarih, insan
ve edebiyat içe içe... Kerbelâ Serisinin
ilk romanı Aşkın Şehidi’nde yüz binlerce
okur Hz. Hüseyin ile buluşmuştu. Aşkın
Elçisi’ndeyse Seyyide Zeyneb ve şehitle-
rin ardınca kalan diğer aşka şahit canların çağrısı var.
Üstad’a Kırk Kalem
KOLEKTİF
ŞÖYLE
diyorlar: “40 Yürekli bir aileyiz.
Ve olmaz, yapılamaz denileni yaptık. Sen
ben diyerek değil biz olarak yaptık. Mut-
luyuz. Yorulduk, hırpalandık ama değer.
Böyle bir eserde yer almak için değerdi.
Üstad Necip Fazıl merhumun hatırasına zerre kadar bir
şey yapabildiysek işte biz o zaman kendimizi mutluların
en mutlusu sayabiliriz. Bu ekipte ev hanımları, lise öğ-
rencileri ve daha birçok farklı mecradan sıradan insanlar
vardı. Evet onlar kalem ehli yazarlar değildi ama kalemi
gönüllerine batırıp yazdıkları bir kitap var artık. Onlar en
zor olanı başardılar. Bir eser ortaya koydular. Artık anne,
baba olan yazarlar evlatları için süper kahramandılar.
Baş örnektiler ve artık onlar evlatlarına en güzel mira-
sı, kendi elleriyle yazdıkları eseri bırakıyorlar. Bu eser 40
yazarın. Ama bu kitap kimsenin değil. 40’lar kulübü fil
dişi kulelerinden yazan yazarların mekânı değildir. Halkın
içinden gelen ve her köşe başında yer alan güzel Müslü-
manlardan oluşan bir ekiptir.”
Sanat ve Felsefe
DÜCANECÜNDİOĞLU
SANAT
ve sanatçı mı istiyorsunuz,
dua edin de belalar yağsın üzerinize gök-
ten! Açlıktan nefesiniz koksun! Hüznünüz
olsun mesela. Yoksunluklarınız. İncinmiş-
likleriniz. Güçsüzlüğünüz.
Kuşkunun pençesinde kıvranın. Dualarınız hep geri
çevrilsin. Kahrolunuz. Kahrediniz. Yaşamı soğuk bir su
gibi teninizde hissediniz. Uykuya hasret kalınız. Şefkat
kokan bir nefes beklerken kürek kemiklerinizin ortasın-
da hissedin yârin hançerini. Tadın ihaneti. Reddedilin.
İnkâr edin ve edilin. Tereddüt edin. İncindiğinizi düşü-
nün. Rüyalarınıza apansız doluşan bedbahtlara kendini-
zi anlatmaya çalışırken takatsiz kaim. Yaşayın yani. Çe-
lişkiyi. Çileyi.
Bakın o zaman nasıl da göğün kapıları açılıyor. Tanrı
nasıl da sesinizi duyuyor. İlham perileri nasıl da dans edi-
yorlar çevrenizde.
Ve işte o zaman sanatçı yaratmaya, ele geçirilemez
olanı fethetmeye başlar. Ölmemek için. Biraz olsun ne-
fes almak için. Hakikatin kokusunu sırf sevgilinin saç
diplerinden duyabilmek için.
YENİ
ÇIKANLAR