Page 101 - HABER AJANDA ARALIK 2012 SAYI 73

99
aralık
2012
lünce dünün ve yarının yakasını tutmaz
elleri. Beynin bilgi açlığı, kalbin duygu aç-
lığı müthiş bir zevktir onlar için. Bir kar
tanesini bile avuçlarında eritmek, uyumak
ve uyanmak, üşümek ve ısınmak müthiş
bir coşku onlar için. İnsan dünyaya doyun-
ca hevesi, zevki kalmıyor zaten.
Hep varlık gören, dert tasa bilmeyen,
hep karnı doyan, hiç hasret çekmeyeni hu-
zur boğar ve oyun biter. Çünkü zevk, yok-
luktan varlığa mücadele verirken vardır.
Doğum sancısı bitip de kucağına yavrusu-
nu alan anne, bebeğiyle yeniden ve boyut
değiştirerek doğmuştur.
Migreni tutan birinin ağrısı kesilince de
yeniden doğmuş gibi arınır, durulur. Yıl-
larca aşk acısı çeken birine sorsam, eminim
ki acısını zevk alarak çekmiştir. Heyecan
sadece sonuçta değil, süreçte de gizli ve
gayret zevki de ödül hayalinde gizli bence.
Zevk mutluluk verdiğine göre, mutsuzlu-
ğa dönüp bakıyorum ve hatayı ta baştan
yaptığımızı görüyorum. Hayalini emekli
olmaya kilitleyen bir insan, yıllarca zevk
almadan çalışır. Sadece iyileşmeye odaklı
bir hasta onca günlerini yok sayarak ezer
geçer. Hasretin tadını bilmeyen bir âşık
için beklemek zehir içmekten ibarettir.
Bir varmış, bir yokmuş işte!.. Kalbin
içinde derin boşluklar varmış. Yarasalar
ve örümcek ağlarıyla dolu, ucu bulunmaz
mağaralar… Sağanak yağmurlar, fırtınalar
ve karanlıklar…
Bir ışık yanacaksa, ancak sevilmek ve
anlaşılmak duygularıyla yanar. O boşluk
tebessümle, ümitle dolar. Dağları un ufak
edip dökmek de boşuna, deryaları içmek
de boşuna. O boşluk, o açlık ve sancının
ilacı sevgi dolu bir gülüşten başka şey de-
ğildir. Başka birinin halini görmek, onu
anlamak, onu dinlemek mutluluk verme-
nin ta kendisidir. Öfkenin, yarım kalmış-
lığın kuruttuğu nehirler, soldurduğu çi-
çekler, attığı düğümler sadece hesapsız bir
tebessümle çözülür, dirilir ve coşar.
İlk karşılaştığım birine gülümserim. Bu
ona güven, sevgi ve barış mesajı olarak
yeter. İlk gördüğüm birinden tebessüm
görememişsem; o, hayatıma dahil olma-
dan gelip geçmeye mahkumdur. Düşün
ki doğumunu tebrik edenler, düğününe
de oynamaya gelirler, ölümünde ağlayacak
olanlar da onlardır.
Sevgi mavi bir şey olmalı. Çünkü dünya,
Yaratan’ın sevgisini ifade ettiği bir mü-
hür gibi dönüyor evrende. Sahile ulaşan
her dalgada ve her martının çığlığında ve
kumlarda kalan midye kabuklarında sevgi-
ye dair her şey var. Güneşin her batışında,
baharın her gelişinde, güneşin her doğu-
şunda, her fırtınada, her çatlayan tohumda,
her karınca izinde sevgiden başka şey yok.
Sevgi uçmak ister, kuşa dönüşür; sevgi
açmak ister, çiçeğe dönüşür; sevgi tat ver-
mek ister, arıya/bala dönüşür; sevgi ha-
tırlanmak ister, duaya dönüşür... Derman
derdin içinde aranmalı, dertle dermandan
daha sevdalısı var mı? Hep başka yerlerde
mutluluk arıyoruz. Öyle ya, şartlarla dolu,
hesap kitapla dolu, başkalarının sunacağı
mutluluğun dilencisiyiz. Mutluluk bekler-
ken geçen zamanı, birinin gözyaşını siler-
ken geçirmeyi denesek acaba, birinin mut-
luluğunu dinlerken, birinin derdini dinler-
ken, birini anlarken geçirsek zamanı…
Selam vermek coşkunluktur. Bir şey ver-
mek, almaktan daha çok sevindirmez mi
insanı? “Bana selam vermedi” diye, “Bana
şunu dedi... Bana bunu yaptı” diye yakı-
nanlara şaşırmak gerek. Etkilenmeye har-
canan zamanı, etkilemeye harcayabilir in-
san. “Ölme eşeğim yonca bitecek” hesabı,
kendini eli kolu bağlı bırakıp küskünlüğün
acısıyla kıvranmak mı zor, bir tebessümle
karşısına dikilmek mi?
İnsan, her şeyi içinde yaşayıp bitiren bir
varlık değil ki bizim parmağımızı oynat-
mamızdan bile etkilenen bir evrende an-
lamlıyız ve içimizde olup bitenlerden kimi
hayat bulurken, kimileri ölüyor. Kimileri
başlarken, kimileri bitiyor. Sözlerimiz,
gözlerimiz, her halimiz bir etki bırakıyor.
Bir şey yoksa, etkisi de yoktur. Ama varsa,
izi de vardır. Bir yürüyüş yolunda ya be-
ğendiğimiz bir izin peşindeyiz ya da bizi
beğenenler izlerimizin peşinde.
Öyleyse diyorum ki: “Güldürmek fır-
satını ağlatmak zulmüne döndürmek eli-
mizde, öyleyse mutluluk elimizde...” Öy-
leyse sunulan kaderi, zevkini duya duya
yaşamak elimizde. Hayata başlarken ve bi-
tirirken değil ama yaşarken kontrol sağla-
mak elimizde. Ve içimizde yağan karlarla
kartopu oynamak, önümüze gerilen iplerle
ip atlamak, acılarımızı soframızdaki biber
zevkiyle tatmak ve en güzeli de her şey
kuruyup gitmişken, içimizdeki sonbaharı
ilkbahara döndürmek elimizde.
ZDE
Gülşen Aslan
Çocukların duru, katıksız sevinci hep dikkatimi
çekmiştir. Onlar gülünce dünün ve yarının ya-
kasını tutmaz elleri. Beynin bilgi açlığı, kalbin
duygu açlığı müthiş bir zevktir onlar için. Bir kar
tanesini bile avuçlarında eritmek, uyumak ve
uyanmak, üşümek ve ısınmak müthiş bir coşku
onlar için. İnsan dünyaya doyunca hevesi, zevki
kalmıyor zaten.
Y
AŞAMA
zevki-
ni sordumken-
dime. Açlıktan
tokluğa giden
bir yolda gizli o.
Zorluktan kolaylığa, acıdan
tatlıya, hatadan tövbeye,
hasretten vuslata giden bir
yolda gizli o. Hiç açlık çek-
meseydik, ekmek derdine
mi düşerdik? Hak yerini hep
bulsaydı, hiç kavga etme-
seydik, hâkime savcıyamı
gerek kalırdı? Tarla-bahçe,
sebze-meyve, çarşı-pazar mı
olurdu?
>> Ofladığım, kahrettiğim her
şeyin içinde o zevki buldum. Hayat
zevkini... Keşke yağmurda iliklerimi-
ze kadar ıslanıp sıcak bir soba başında
ıhlamur içmekle son bulsa her şey…
Keşke hasret dolu, gözyaşı dolu gün-
lerin, gecelerin ardından bir vuslat
sevinciyle son bulsa her şey. Keşke ci-
ğerleri kavuran, dili damağa yapıştı-
ran her susuzluk, bir pınarın başında,
bir tas suyla son bulsa…
Çocukların duru, katıksız sevinci
hep dikkatimi çekmiştir. Onlar gü-